Ev, Varoluş ve Dark Souls (III)

“Bütünüyle gecenin ve Şeytanın karanlığı ile yaşamalı idik [We should live totally in the face of the night and of the Evil.]” der Heidegger. Oysa Dark Souls III şu cümle açılır, karakterimizin neliğini anlatırken: “Bir noktada, Kül Ahalisinden biri, ateşleri bağlamaya cüret etti. Fakat o kadar güçlü olmadığından alevlerin arasında küllere dönüştüler. [At some point in time, The Ashen One had attempted to link the fire. They were not powerful enough however, and were instead burnt to ash by the flames.]”

mus-fapc1114_850

Cüruf’un Efendileri [Lords Of Cinder] çoktan tahtlarını bir kenara bırakıp gitmişler ve karanlığın içindeki oyun dünyası, karakterimize, Kül Ahali’sinden birine muhtaç hale gelmiş; güçsüzlüğüne, korkusuna ve zayıflığına rağmen. Böylelikle hiçliğin içine atılmış şekilde başlarız oyuna. Bu lanetli hali bitirip, insanlığın sonraki çağına ayak basabilmek adına, tüm güçsüzlüğümüzle çağrılırız. Bu çağrının insanlık için bir tekamüle, ilerlemeye sebebiyet vereceğini hesap etmeden, maceraya atılırız. Sonsuz kere ölmeyi deneyip, bir kez, hakkıyla ölebilmeyi seçecek kadar insan kaldığımız için.

mitsukuni_defying_the_skeleton_spectre_invoked_by_princess_takiyasha

Önceki hayatımızın gizemlerini, kendimiz bile hatırlayamazken, başkalarının geleceğinin o tatlı anısını yaşatabilmek için elde kılıç, kalkan ve zırhla dalarız o Kabus metninin içine. Ölememiş olanların Tarihi anlatısı içindeyizdir, ölememekten başka geçer akçemiz yoktur Tanrılar, Krallar ve canavarlar arasında. Karanlığa ölesiye tapanlar arasında kalmışızdır. Gölgenin ırası Karanlığın Krallığının aşinaları arasında. Karanlığın ve güneşin aşinaları arasında kurulmuş tüm o hiyeraşiler, vahşiliğin, kayboluşun tüm o tarafları arasındayızdır. Yüksek bir şatonun tepesinden aşağıya bırakılmış bir tüy kadar hafif ve savunmasız şekilde. Aşağıya, dibe ait kılınmışızdır. Tüm mücadelelerin sonunda kendimizi bir şekilde feda etmemiz gerektiğinin farkındayızdır. Bu feda ediş, elbette, kendisini bize bir kainat olarak dayatacaktır, fakat önemsizliğimizin karşısında gösterdiğimiz o çaba elbette muktedirleri eğlendirecektir. Müktedirler unuttukça ölümü hak etmeyi öğreneceklerdir, bizim hatıramızda, eğer başarabilirsek…

3dxjh-932x524

Öldürdüğümüz her şeyin içinde bir “ruh” olması karşısında şaşkına dönerken, topladığımız, biriktirdiğimiz ruhların geçer akçe olarak harcandığını, bunu bizi zengin ve güçlü kıldığını fark ederiz [oysa o eciş bücüş gûlyabani bir ruha nasıl sahip olabilir, bunca deforme olmuş, değişmiş, korkunç bedenin içinde bir ruh?]. Örneğin bir Pontiff kadar zengin mi? Sanmam. Asla olmayacaktır bu. İnsanın ve insanlığı fütursuzca harcadığı ne var ise, en sonunda en menkul değer, kozmik ölçekte tek geçer akçe olan “ruh” kalır elimizde. Ruh, gerçek hayatta olduğu gibi bu kainata, bu gerçekliğe ait değildir. Rüyalardan biliriz bunu. Ruh, bir döviz olduğunda artık Lovecraft evreninde olduğu gibi, bu kainata ait olan başka güçlere doğru bir çağrı başlar. Çağrı duyulduğunda ise bizi felaket beklemektedir.

kartyajatek-keszul-a-bloodborne-alapjan_1

Gündelik hayatımızdan uzak tutulmuş onca şeyin arasında kalırız, Kadim Olan bu yaşayışa girdiğinde. Artık mevcudiyetin sınırlayan duvarlarından azade şekildeyizdir. Demon’s Souls’un Lovecraftyan hikayesi böyle başlar, bir Kral belki de iyi niyetlerle bir “kadim olanı” uyandırmış sonrası yaşayanların önemsiz ruhlarının ellerinden birbir gitmesi ile devasa bir krallığı [Boletaria] kalın bir sis içinde bırakmıştır. Bu sis, Miyazaki’nin kurduğu anlatı içinde tüm oyunlara sirayet etmiş bir kötülüğün şekil değiştiren mecrasından başkası değildir. Fakat yoğunluğu ve şekli ne olursa olsun, bu dünyaya ait değildir, olmayacaktır da. İnsan, kanı, ruhu ve bedeni ile bu laneti çözmek zorundadır, İnsanlık adına Umbasa!

Ortaçağdan, Yeni Çağa, Yharnam’ın dünyasına geldiğimizde durum değişmemiştir. Bloodborne öyküsü de böyle gelişir. Merkez Yharnam’ın altında Pthumeria Zindanlarında kadim, kainatın ilk zamanlarından kalma şeylerle tanışır insanlar. Ve bu tanışma her oyunda tekrarlanan anlatının, Lovecraftyen iliğini oluşturur. Kadim Olan ile karşılaşma, felaket getirecektir. Şifa getiren şeyin sonra bir felakete, müptelalığa sonra da tam bir kıyıma dönüşmesi. Lovecraft’ın dediği gibi, [mealen] Karanlık bir adadayız ve buradan ötesine gitmemiz bile yasaklanmışken, buraya gelmişiz, insanlık olarak [“We live on a placid island of ignorance in the midst of black seas of infinity, and it was not meant that we should voyage far.”].

lryfa9nbzvuya1vhnw0s-817x320

Oyunlar arasında belki de en çok can sıkıntısı veren, oynarken insanı gerçekten zorlayan ve “neden yapıyorum bunu kendime?” diyebileceğimiz anlatıları ile Souls Serisi, çok eskiden Castlevania, Devil May Cry ya da Ghost’n Goblins’in yarattığı o oyuncuya düşman geleneği uyandırmıştır da. Gerçek hayatı öteleyen hikayeleri, trajedi anlayışları ile Fantastik Edebiyatın en güzel örneklerini vermekteler. Edebiyatın görsel olan ile ilişkisi uzun zaman önce bizi kendisine esir etti [Tolkien anlatısının filmlerden daha popüler olması] şimdi de oyunlar, şimdiki zamana olan öfkemizi bir şekilde öteleyerek ve bunu yaparken de zekice işler çıkararak bizi hayrete ve yeni bir okuma alanına götürür. Dark Souls serisi ve buna bağlı tüm oyunlarda, bir şair olarak gördüğüm [bunun içine Fallout, Skyrim ve diğerleri de eklenebilir] budur. Yeni okur için yeni mecralar bunlardır. Ve bu devasa mecranın kapitalizm elinde bir oyuncak olması endişelenmemiz gereken bir konudur.

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s