Yokluk Üzeri Uzay

Star Wars efsanesi, kendisini kurduğu yerde, TV’deki Flash Gordon’u ya da Buck Rogers’ı yedeğine almış, ondan önce de Edgar Rice Burroughs’un Mars fatihi John Carter’ın zihinsel yaylalarına yayılmıştı. İşin bakalit ya da plastik ile hemhal olması ise serinin asla hatırlanmak istenmeyen Star Wars Holiday Special‘a bile elverdi -daha fazla oyuncak satmaktı dert. Ancak karanlık tarafın, Sith humorunun bir yansıması sayılabilecek 2 saatlik eziyet, izleyenlerde yarattığı travma ile bugün hala Yıldız Savaşları kainatında en büyük kara delik olarak hatırlanıyor. Ateş eden ilk Han Solo muydu yoksa Greedo muydu sorularının en ince ayrıntısına kadar tartışıldığı bu gösterinin dip noktası olarak Holiday Special, 2000 sonrası çekilen ikinci üçlemenin bile sevimli gözükmesine sebep şimdilerde. İzleyen için Amerikan ya da Japon bilimkurgu sineması böyle bayağılıkların, düz kötü, vasat olanın DNA’sına işlemesi ile ünlü. İşin çığrından çıktığı yerleri işaretlemiş ve asla oraya dönmek istemeyen sinemacı için 21. yüzyılda bilimkurgu, çoğu kez kendi tarihinde unutmak istediği o kötü anıların, düpedüz kötü çekilmiş filmlerin akrabası; uzun süre önce aileden kovulması gereken cüzzamlı Ed Wood’un genleri yani B-sınıfı avantür sinemanın uzun gövdesi ile göz göze geliyor böyle anlarda. “İki film birden”in 2. kötü filmi olmaya yazgılı olarak bilimkurgu sineması, Jules Verne’nin bıraktığı yerden aldığı her şeyi çoğu kez bir kaç saatte harcayabiliyor. Bunun en kötü örneğini yakınlarda After Earth ile gördük, görmeye de devam edeceğiz. Ülkemizde şükür çok kötü bilimkurgu ve bilimkurgu sineması var ve bu çok kötü bilimkurgunun toprağı ne yazık ki Amerikan ya da Japon bilimkurgusunun semirmesine sebep olan o çamurlu kötülük kadar humuslu değil henüz.

Buck Rogers, 1920’ler

Diğer taraftan plastiğe böyle bir yorum ya da kahramanın tüm her şeyi ile oyuncak yapılabilme olasılığı ise yeni değil. Flash Gordon konusunu açtım çünkü Star Wars, 25. yüzyılda komadan çıkan zamane kahramanı Gordon’un kahramanlıklarını devralmadı, onun “oyuncak” satabilme kapasitesini de aynen kullandı, kullanmakta. “Flash Gordon’dan önce ışın tabancası yoktu, çünkü buna ihtiyaç yoktu.” denilecek bir fazdan geçti bütün büyük bilim-kurgu dünyası. Bugün Star Wars ile birlikte Plastik Bir Kainat tasavvurumuz var.

Flash Gordon su tabancası oyuncağı

Elbette bu “biz”deki duruma ışık tutacak bir sonuç değil. Bizim kültürümüz için hayal kurmak ya da verili bir dünyayı, bir rüyayı eksikleri ile tekrar oluşturmak yorgunluk verici bir süreç. Hele işin içinde siyaset yok ise, Büyük Anlatı dışındaki her anlatı bize talî geliyor, gelmekte. Gerçi Star Wars özelinde konuşursak, bunun Amerika Rüyası ve siyası ile ilişkisi her daim göz önündedir, Amerika Birleşik Devletleri’nin soğuk savaş sonunda uzayda kuracağı füze kalkanı sistemi de o isimle anılır. Fakat bu George Lucas’ın başarısının sadece bir sonucu, uzantısı. Kitlelerin adı gibi bildiği bir hikayenin askerî bir operasyonda marka yüzü olmasının elbette Sovyetik Rus ya da Karanlık Taraf karşısında kamuyu zafere zımnî olarak ikna etmesi beklenir . Yıldız Savaşları, bu anlamda her tarafı ile leş gibi kapitalizmin hikaye anlatıcısının dalavereleri ile yaralı. Hayranlarını kızdırmadan açıklayalım, gerçek yaşantının yerine koyduğu tek şey, oyuncakların (maskeler, plastik ışın kılıçları, çıkartmalar, bilgisayar oyunları, Lego vb.) galaksiden büyük bir hayal ve ticaret gücüne sahip olması fikridir bana göre. Ve bununla başa çıkmak da kolay değil. Yıldız Savaşları’nda paranın lafı bile geçmezken hem de. Sadece Han Solo, Lando, Jabba ve Chewbacca için para önemlidir ve bunlar Güce ya da Karanlık tarafa inanmayan kaçakçılardır. Galaksinin gündeliğine, orada aşağı sınıfların ışık hızını aşan hızlara rağmen inatla devam eden “ticaret” dünyasına aittirler.  Hiç biri gücünü ya da imkânlarını “bedava” ya da “hayrına” kolayla kullanmak istemez, karşılığında bir şey ister ve bunu hak görür. Bu yandan bakıldığında Karanlık Taraf’ın frapan ve aşırı gelişmiş Ölüm Yıldızı için harcadığı para yanında, Güç tarafında yaşanan o çileli ve basit hayat arasındaki denge belki de böyle kurulmalıdır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.