Tür ile ilk yakınlaşmalar..

Olasıdır ki ilk bilim-kurgu öyküsünü, kendi ölçütlerine göre yayınlayana kadar bu sitede oldukça vakit geçireceğiz. Her ne kadar Türkiye’de ve Türkçe’de bilim-kurgunun geldiği nokta düşünüldüğünde, bu tür bir aralık okurun çok da umurunda olmayacaktır. Geldiğimiz noktada, bilim-kurgu alanına enerji aktaran yapıları düşününce, siberdada gibi birden ortaya çıkan sitelerin bile mikron kadar etkisi olabilir, bilim-kurgu meraklısına. Yine de “tür”ün peşindeki sürek-avı da devam etsin.

Her ne kadar az sonra ortaya sereceğim düşüncelerin çoğu hem Lem’in yazılarından hem de 1979 yılında yayınlanmış ilginç bir makaleden aklımdan kalanlardan mürekkep(*). Türkiye’de, Türkçe’de bilim-kurgu edebiyatı var mı? sorusunun yanında, aslında özel bir alan olarak BK, bir tür mü? diye eklemek zorunda kalıyoruz. Çünkü Andrzej Zgorzelski‘nin de sorduğu gibi “tür”ü belirleyen özelliklerin temelde nelerdir? Farklılaşmalar, varyantlar, türevler, uzak-akrabalar, belki bundan sonra anlamlı olabilir, olabilecektir.

Çoğu kez Türkçe bilim-kurgu öyküsü okumak, her anlamı ile, Tür ile ilgili soruların gölgesinde kalıyor. Örneğin web üzerinde oldukça fazla olmasa da, bilim-kurgu öyküsü yazdığını iddia eden yazarlarla karşılaşabilirsiniz. Ticari anlamda, bilim-kurgu olarak yayınlanmış ve ilgi görmüş birkaç kitap dışında, bu alan, yerli-olmayan yayınlar tarafından zenginleştirilmiş. O zaman, aslında modern zamanlarda, her dilin başına gelen şey, bizim başımıza da gelmiş sayılır. SF Studies gibi uzun soluklu akademik dergiler, konuyu zaten enine boyuna incelediği için, özetle, her dil/kültür Kıta Avrupası’nın çocuğu olan Bilim-Kurgu’ya oldukça dirençli yaklaştığı için, ilk tanışmanın bıraktığı o soğuk izlenim kolay kolay silinmemiş. Bu yüzden bizden öncekileri mazur görebiliriz, bir yere kadar.

Tür dedik. Burada bahsettiğimiz tür, modern yazın türü olarak Bilim-Kurgu’dur. Az önce andığımız Andrzej Zgorzelski, Todorov üzerinden türü tanımlayarak, Bilim-Kurgu’nun ütopyalarla, fantastik edebiyatın gen alış verişinden ortaya çıktığını savunur. Böyle bir düşünce akla yakın görünmektedir. Ama BK’nın, tür olarak kendi rüştünü ispat etmesi, kabul edilmesi, bu iki şeyin birleşmesi ile değil, tam tersi bu iki şeyden uzaklaşması, hatta anne ve babasından kaçması ile mümkün olmuştur. Thomas More‘un Ütopya’sı ile başlayan Hümanist eleştirinin ortaya serdiği şey ile, Aydınlanma’nın kanlı canlı çocuğu olan Frankenştayn, artık kendi içinde tez, karşı-tez, iyi, kötü, bizim için, bize zararlı, sorularını hükümsüz bırakacak karmaşıklığa ilerlemiştir. Örneğin Frankenştayn, kesinlikle Kurt-Adam ya da Notre Dame değildir artık.

Burada, sorun çetrefilleşmektedir. BK’nın bir tür olabilmelesi için, BK yazarının, BK’nın ne olduğuna dair bir farkındalık geliştirmiş olması gerekmektedir. Bu farkındalık özetle, Bilim-Kurgu’nun tanımı denebilecek, muğlak, esnek ama yine de çerçeveleyici (framework) bir tanım olmalıdır. Böyle bir tanıma sahip miyiz? Kelimenin 1970’li yıllarda çok nahif çabalarla ortaya çıktığını ve gelişmekte, zuhur etmekte olan bir edebi etkinliği değil, tam tersine olacak olan için bir zemin arayışının ürünü olduğunu akıldan çıkarmamak gerekir. Kaldı ki bu da bizim modernleşme deneyimimizde oldukça vurucu bir andır. Çünkü görünüyor ki, bilim-kurgu tarihi, batıda, tanımların daha sonradan geldiği, uzun soluklu kavgaların verildiği, canlı bir alandır. Bizde ise Türk Dili dergisi’nin o ağır ve devletlü yapısı altında gerçekleşmiştir BK’nin doğuşu. Öyle ya, içeride olmayan, dışarıda olan bir şeyi tanımlamak üzeredir, BK yazılıyor değildir o sıralarda, sadece çok cılız örnekler vardır.

Bu talihsizlikler zinciri, şakırtıları ile bir pranga gibi bizim BK yazarların boynuna dolanmış durumda. Web üzerindeki Türkçe örneklerde bu eksikliği hemen görebilirsiniz. O öyküleri BK kılan şey nedir? Bilim mi? Bilimin hayata anormal müdahalesi mi? Bunun altında ezilen sınıfların/ırkların/türlerin mücadelesi mi? Bizde, bilim, böyle bir şey midir? Yoksa biz teknolojiye olan hayranlığımızı, ona ulaşamayışımızın kırgınlığı ile harmanlayıp mı bir şeyler karalamaya çalışıyoruz? Merkezi derdi ne o öykülerin? “Android”, “siberuzay”, “matrix”, “yıldızlarası yolculuk”, “paralel evren” gibi şeyler o öyküleri döndüren temel enerjileri, öyküdeki insan varlığını zorlayacak kadar detaylı düşünülmüş mü? Gerçekten “çevresel” etkenlerin hepsi, öyküyü inanılır kılacak şekilde düzenlenmiş mi? Yerçekimini görmüyoruz, ama bu gezegende hepimize etki ettiğini asla unutmuyoruz, öyle değil mi?

Tür’e geri dönersek, Türkçe’nin bugüne gelen, gelebilen imkanları içinde Bilim-Kurgu’yu doğurabilecek ya da BK’nın farklılaşarak zuhur edebileceği en az iki kurucu tür mevcut mu? Modern Edebiyat tarihimizde, öykünün kendi kişiliğini kazanabilmesi, 20. yüzyılın sonuna gelindiğinde mümkün olabilmiştir. Şiirin oldukça baskın ve baskıcı bir yapı olarak Edebiyat tarihinde taşıyıcı güç olduğunu da söyleyebiliriz. Türkçe’de olağanüstü’nün gözlemlenebildiği, günümüz gerçeğinden kopuk, tarihsel ya da alternatif tarihsel bir tür olarak Destan, BK’nın işine yarayabilir mi? Sait Faik öykücülüğünün önümüze sürdüğü Dünya, bilim gibi katı bir alanı dışarıda bıraktığı ölçüde, insanîleşebilmektedir. Sol denebilecek Toplumcu Gerçekçi kategori asla bilim-kurgudan yana bakmamıştır. Çünkü bilim’in bir nevi kurguya yol açabileceği, nedense düşünülmez. Oysa, bilim’in bir bela olarak pozitivizim ile ilişkisi çok sorunludur, 19. ve 20. yüzyıllar bunun örnekleri ile dolu değil midir? BK’nin bir tür olarak doğabilmesi için, elbette bu soruların çok daha fazla örnek üzerinden sorulması gerekiyor. Ve bizden öncekilerin yaptığı hataya düşmemek için, öncelikle teorik alan için yeterli örneğe ihtiyacımız olduğunu biliyoruz. Ve bunun için de bir ilk örneğe ihtiyacımız var, onu bekliyoruz.

Yine de özetlemek gerekirse;

a) bilim-kurgu ancak bir tanım üzerinden yola çıkarak, yazarının BK öyküsü yazma farkındalığını yaratır.
b) yazılmış ve başarılı olmuş bütün BK örnekleri, BK’nın tanımını yeniden yazarlar.
c) başlangıç noktasından, son geldiği noktaya kadar, tür, ilerlemeye devam eder.
d) bilim kurgu yazarı, ancak ne yazdığının bilincinde ise, bilim-kurgu öyküsü yazabilir.
e) varyantlar, türevler, yan-türler vs. gibi melezlenmeler, ancak başlangıç noktasına göre anlamlıdır.
f) bizde bilim-kurgu öyküsünün zayıflığının, kötü örnekler ve kötü bir dille ortaya çıkmasının sebebi, yazarının BK adına dil içinde bir çerçeve/çatı ile karşılaşmaması yüzündendir, eğer bir tek iyi örnek olsa idi, bu türü belirleyecek kadar enerjiye sahip olurdu.
g) ilk öykü, muhtemelen, daha önce yürürlükte olan en az iki türün organik ve fizyolojik yapıları ile ilişki içinde olan, ama onlar olmayan yeni bir şey olacaktır. bu da ona “ucube” dememize sebebiyet verebilir.

(*) “Is Science Fiction a Genre of Fantastic Literature?” Andrzej Zgorzelski

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.