Buhar-ı Vofoton Maşinaları

“Bihruz Bey, o sitem dolu mektubu yazmayı kafasına koymuştu. Geniş, ahşap masasının üzerinde taslaklarla dolu kağıt yığını arasında uşaklardan birinin masaya bıraktığı bir yığın zarfın arasında kırmızı büyük bir tanesini fark etti, elini yığına götürdüğünde. Zarf, parlak bir kağıttan üretilmiş, a la mod bir şeye benziyordu. Zarfı alıp üzerindeki kabartma harflere baktı; ‘Bihruz Beyefendi Hazretleri’ne yazıyordu. Birden bu mektubun, Periveş Hanım’dan gelmiş olabileceği fikri ile mutlu oldu. Acele ile açtı, fakat hemen hayal kırıklığı ile zarfın içindeki kalın kağıdın tek sayfalık büyük bir davetiye olduğunu fark edip, üzüldü. Fakat davetiyenin treşik, tre z’ elegant ve özenle bir araya getirilmiş, sade fakat gösterişli hali, onu içine düştüğü bu umutsuz aşk buhranından çekip almış, ekipajı ile gidip ziyaret edebileceği kendisi gibi nobles olan sivüise kibarlarla bir araya gelecekti, magnifisent bir gece geçirebileceği fikri peyda olmuştu kafasında. Fakat davetiyenin ne için olduğu ilgisini çekmedi. Tarih kısmına bakıp, 9 Cemazeyilevvel 1328, Perşembe yazısını gördü. Eğer zahmet edip, uşağına arabasını hazırlaması için acil emirler yağdırmaya koşmasa (Je afer, je af eri J e siii presse!) ve ne giyip gideceğini düşünmeye başlamasa davetiyenin hangi olay için olduğunu incelese şunları görecekti:

Pek Muhterem Bihruz Bey,

Kuyruğuyla bize dokunacağı söylentileri çıkan Halley yıldızı 1835 yılında, yani bundan yetmiş beş yıl önce gene güneşin yakınından, yörüngesinin en yakın noktası olan o sevgi mıknatısı noktasından geçmiştir. Buhar-ı Vafoton Maşinaları Feza Sanayi Şirketi, Bakırköy’deki ünitesinde ürettiği yeni uzay gemisi (Sefine-i Cedid) ile, bu yıldızın incelenmesi ve faideli bilgileri halkımız ile paylaşmak, Osmanlı Dünyası’nın Fennî inkişafını en üst mertebeye çıkarmak için bir ziyaret yapacaktır. Davetlisi olduğunuz bu önemli günde sizleri…”

Refik Galip Ark

Yukarıdaki anlatı başlangıcı, elbette içinde Araba Sevdası, Kuyruklu Yıldız Altında İzdivaç, Âmak-ı Hayal gibi romanlarının arka plan olarak kullanıldığı (kabaca 1880-1911), fakat dekorunun o zamanlar fenni-roman olarak adlandırılan türü ve tarihi (daha çok Ahmet İhsan Tokgöz’ün çevirdiği onlarca Jules Verne romanı), daha sonra da kabaca kurgu-bilim (ya da bilim-kurgu) olan şey ile yeniden hayal etmenin ufacık bir örneği. Aslında yazarken aklımdan geçen, Über-Tarih [öteki-tarih] denen şeye uygun, günümüzün Osmanlı’nın batış yüzyılını “aklamaya” çalışan kafasının trajikliği karşısında bir ufak deneme yapmaktı. Çünkü sizin de çok rahat görebileceğiniz üzere, İmparatorluk Başkenti’nin yeniden imarı sırasında (örneğin Selim Deringil’in kitapları, Zafer Toprak kitapları) eksik olan şeylerin başında Bilim, Endüstri ve Sanayileşme gelmektedir. Yoksa İstanbul’un yeniden imarını yapan çoğu yabancı mimar ya da şehir plancısının kafasının arkasındaki Oryantalizm, İstanbul’u hep Doğu’nun Batı’daki Başkenti ya da yüzü olarak görmeye meyillidir de (örneğin Francis Marion Crawford’un ya da Le Corbusier kitapları 19. yüzyıl İstanbul’unu daha önce seyyahlardan farklı olmasa da, büyük ölçüde oryantalist bir şekilde görüyorlardı). Görünüde, geniş, göz alıcı, hatta hayallere layık İstanbul tepeleri ve yaşayışı bilimden, kömürden, buhardan ve sınıf çatışmalarından uzaktır. Bu da örneğin Londra ya da Berlin gibi sınıf savaşının şehrin göbeğine kadar taştığı Avrupa kentlerinin tersine, fabrikanın, atölyenin, kömür ya da buharın üretiminin ve bunu üretenin varlığının bir şekilde sınıfsal olarak hep görünür olduğu bir manzara çizmiyor bize. Fakat Halley Kuyruklu Yıldızı’nın yakınına (gerçekte 1986 yılında yapılabilecek bir eylem) ismi Buhar-ı Vafoton Maşinaları Feza Şirketi’nin göndereceği bir geminin (sondanın, uydunun vb.) varlığı ve tüm tarih anlatısının böyle yeniden inşa edilmesi, önümüze ilginç bir ufuk açabilir, açacaktır.

Aslında görüntü ve yaşayış her şeyi ile bir Buhar Çılgınlığı bekliyor..

Burada belki de Steampunk (Buhar Çılgınlığı) ya da büyük Arklar, havada uçan ahşap ya da tahta gemiler vb. enerjinin aşırı üretildiği fakat yaşantının tipik 19. yüzyıl yaşantısı olduğu aydınlık fakat refah içinde şehirler, belki büyü ya da Simya ya da sonsuz kaynaklar (Felsefe Taşı vb.) geliyor akla. Tanzimat’ı Steampunk ile yeniden hayal edebiliriz ancak. Çünkü örneğin yukarıda hayal ettiğime ek olarak örneğin Şirket-i Hayriye’nin vapurları bile böyle bir şekilde yeniden tasarlanabilir, denizin üzerinde gidişleri öyle nazlı değil, belki de onları uçan gemiler olarak hayal etmemiz gerekebilir.

Eğer hayal edebilirseniz, Sefine-i Cedid orada bir yerlerde..

Bu konuda Turancı kafanın bilim-kurguya meylettiğini tarih söylüyor bize: Örneğin Teşkilat-ı Mahsusacı Ruşenî. Elbette bu öteki tarih içinde Raci ya da Kuyruklu Yıldız Altında İzdivaç’ın bedbaht karakteri İrfan Galip ya da kadın karakterlerin bu yeni “olağanüstü” içinde yeniden inşa edilmesi Osmanlı’ya dair son hakikatin (batış, yok oluş) gözümüze ve gönlümüze sokulması, trajik ile komiğin bir arada endam etmesi sağlanabilir. Yoksa gördüğümüz, okuduğumuz kadarı ile Osmanlı’nın son dönemi özellikle II. Mahmut (hatta III. Selim) zamanından bu yana bütün gûya canlandırma çabalarına rağmen canlanma emaresi görünmeden tükenmiştir. Tarihin bittiğini idrak etmek geniş çerçevede bilim-kurgunun öteki tarihi ile sağlanabilir ancak. Yoksa bir İngiliz’in tasarladığı armayı sağa sola yapıştırarak ya da olanca ihtişamı ile endam eden, fakat yaralanmış eserleri pre-fabrik ile döverek değil..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.