Üçüncü romanın başarısı, daha önceki iki kitaba da ilgi duyulmasını sağladı. Lütfi artık “Türk yazınına taze kan getiren genç bir yetenek” idi. “Halka inmesini bilen bir aydın” diye tanımlanıyordu. Babası ölünceye dek kaportacılık yapan, annesi ise Çorum’un bir köyünden gelip uzun yıllar konfeksiyonda çalışan Lütfi’ye, “halka inmek” deyimi ilk başlarda komik geldi, fakat karşı da çıkmadı. Zaten bir süre sonra yadırgamaz oldu bu deyimi. Dört başı mamur bir entellektüeldi artık.
Lütfi Gariboğlu, yazacağı dördüncü romanın konusunu özenle seçti. İnsanların ilgisini çekmek, merakını uyandırmak istiyordu. Son onbeş yıldır giderek artan sıklıkla dünyanın heryerinde boy gösteren UFO’lar bunun için biçilmiş kaftandı. Yalnız tek korkusu vardı: Ya kendisini “halka inen aydın” olmaktan çıkarıp, “bilim kurgu yazarı” diye ne idüğü belirsiz bir kategoriye yerleştiriverirlerse!
“Haydi hayırlısı,” dedi kendi kendine. “Olursa olur, olmazsa ben de futbol aleminin mankenlerle girift ilişkilerini anlatan sosyal içerikli bir roman yazarım. Hem bir güzel sınıfsal tahlilini de yaparım bu ilişkilerin.”
