II
Lütfi Gariboğlu’nun üç romanı çıkmıştı piyasaya. Dedesinin yaşamından esinlenen ve ’68 olaylarından kesitler veren Pankartlara Kan Sıçradı pek ilgi görmemişti yayınlandığında. Büyük bir yazılım şirketinde dönen dümenleri anlatan Orman Yasası ise olumsuz eleştiriler almıştı üstüne üstlük. Lütfi’nin şansı, yazdığı üçüncü romanla biraz döner gibi oldu.
Kasırganın Gözünde, Antalya’ya yerleşen kalabalık bir Kürt ailesinin yaşam kavgasını ve parçalanışını anlatıyordu. Anlatının merkezinde, 90’lardaki içsavaş sırasında ailesiyle birlikte Antalya’ya göçen ve dayı kızı Şehnaz’ı büyük bir tutkuyla seven Reşat vardı. Eleştirmenlere göre yazar, toplumsal ve doğal fırtınaların gözünde yeşeren bu sevdadan hareket ederek, çeyrek yüzyıllık bir dönemin sınıfsal ve etnik çelişkilerini ustaca betimlemişti. Büyük Antalya Kasırgası kenti hallaç pamuğu gibi savururken Reşat ile Şehnaz’ın tüm yasakları hiçe sayarak kasırganın gözünde çılgınca sevişmeleri, köhnemiş bir sosyal yapılanmanın kaçınılmaz çöküşünü simgeliyordu.
Lütfi, yazdığı romanda böyle derin anlamlar keşfedilmesine pek sevindi. O anlamları oraya o koymamıştı gerçi, ama bozuntuya vermedi. Reşat ile Şehnaz’ın sevişmelerinin de hiçbir şeyi simgelediği yoktu aslında. Belki kitabı sattırır diye onların nasıl seviştiklerini tam dokuz sayfa boyunca anlatmış, sonra da yayıncının diretmesiyle sekiz sayfasını atmak zorunda kalmıştı.
