Yıl 2017, aylardan Mayıs. Yer İstanbul Kurtuluş’ta bir birahane. Dışarıda korkunç bir kar fırtınası var. Nusret ve arkadaşları Nostura’nın ardından bakıyorlar.
“Kim bu adam yahu?” diye soruyor Lütfi.
Lütfi Gariboğlu, Nusret’in çocukluk arkadaşı. Yılda bir-iki buluşurlar böyle. Birbirlerini çok severler. Nusret avamdır, Lütfi entellektüel. Nusret emlak pazarlıyor. Eskiden kıt kanaat geçinirdi, 2007 depreminden sonra köşeyi döndü. Lütfi ise gazeteci ve yazar. Geleceği parlak, genç bir romancı olarak tanınıyor.
“Bu bizim Nostura,” diyor Nusret. “Yıldızlardan geldiğini söyleyen zararsız bir ayyaş.”
“Nasıl yani?”
Nusret anlatıyor, Lütfi giderek artan bir ilgiyle dinliyor.
“Onunla bir konuşmak isterdim,” diyor Lütfi. “Nerede bulabilirim Nostura’yı?”
“Yeri yurdu belli değil ki… Ama hamamın külhanında yatar böyle soğuk gecelerde. Hem ne yapacaksın onu? Ayyaşın teki işte.”
“Çok ilginç bir konu çıkabilir yeni romanım için,” diyor Lütfi. “Görürsen ona söyler misin, beni gazeteden arasın. Temizinden bir yüzlük veriririm yaşam öyküsüne.”
“Para senin,” diye gülüyor Nusret. “Madem havaya saçacaksın, bari bir büyük de sen söyle.” Masadakiler gülüşüyorlar. “Peki, yarın sabah hamamın oradan geçip söylerim.”
Büyük rakı geliyor. Sohbet dallana dallana dağılıyor. Feriköy birinci lige girecek mi? O pozisyon ofsayt mıydı? Küçük İsmail’e kırmızı kart gösteren hakemin cinsel tercihi ne?
“Var mısın iddiaya, Fener bu yıl…” derken aniden susuyor Lütfi. Gözler yine televizyonda. Flaş haber: Karamürsel’de görülen UFO’ları kovalamak için havalanan dört F16’dan ikisi kayıp. Lütfi büyük bir dikkatle izliyor haberi.
“Kıyamet alametleri bunlar,” diyor birisi. Diğerleri başlarını sallayarak onaylıyorlar.
