VII
Dünyamız 2017 yılında binlerce büyük deprem, yanardağ püskürmesi, kasırga, sel ve toprak kaymasına sahne oldu. İstanbul’da bile hissedilen büyük Santiago depremi, Şili’de taş taş üstünde bırakmadı. Hızı saatte 400 kilometreye yaklaşan Lizzie kasırgası Amerika’nın doğu eyaletlerinde yarım milyona yakın can aldı. Orta Afrika’yı on gün boyunca etkisi altına alan soğuk dalgasında yüzbinlerce kişi donarak öldü. Kutup buzullarının çözülmeye başlaması yüzünden dünya denizleri iki metre daha yükseldi.
Artık en yürekli gazetecinin bile girmeye cesaret edemediği Çin’de açlık ve savaş milyonlarca insanı kırmaya devam ederken, Mançurya’da başlayan veba salgını komşu ülkelere yayılmaya başladı. Amerika’da altı eyaletin daha bağımsızlığını ilan etmesi üzerine patlak veren içsavaşta Michigan ile Ohio birbirlerine karşı nükleer silah kullandılar. Giderek kıtlaşan gıda ve enerji kaynaklarının paylaşımı için süregiden savaşlara yenileri eklenirken, bazı savaşlar sırf iki tarafın da tükenmesi nedeniyle sona erdi.
Türkiye, dünyanın görece huzurlu bir köşesiydi. Ama yine de, başta büyük Ankara depremi olmak üzere birçok felaket yaşandı. Deprem Ankara’yı hayalet şehre çevirdi, Kayseri, Bolu ve Adapazarı’nda ağır hasar yaptı, Bursa ve İstanbul’da bile can aldı. Seyhan Barajı nihayet çöktü. Adana önceden boşaltıldığı için facia ucuz atlatıldı. Soçi depreminin kabarttığı dev dalgalar, Doğu Karadeniz kıyı şeridinde ağır hasar ve can kaybına yolaçtı. İrili ufaklı yüzlerce deprem, heyelan ve taşkın oldu. İstanbul’da tifüs salgını patlak verdi.
Ankara depreminden sonra ordu yönetime el koydu ve başkenti Eskişehir’e taşıdı. Depremden sağ çıkabilen milletvekili ve hükümet üyeleri yeni yönetimi desteklediklerini açıkladılar. İzmir’de çevre illerden gelen yüzbinlerce kişi ekmek tayınının 200 grama indirilmesini protesto ederek karnelerini yaktı ve hükümet konağını kuşattı. Ayaklanma tanklarla ve havadan bombalanarak bastırıldı. Sıkıyönetim komutanlarının yetkileri artırıldı. Suriye sınırındaki çarpışmalar tırmandı. Suriye jetleri Mardin, İskenderun ve Mersin’i vururken, Türkiye de Halep, Lazkiye, Trablus ve Hayfa’daki askeri hedefleri bombaladı. Eskişehir ve Diyarbakır hükümetleri ortak bir bildiri yayınlayarak, Türkiye’nin saldırılara karşı yekvücut olduğunu açıkladılar.
UFO’lar göklerde cirit atmaya devam ettiler. Sayıları da artmıştı sanki. Askeri yetkililer onları kovalamaktan vazgeçmiş, radardan izlemekle yetinmeye başlamışlardı. Dünyanın içinde bulunduğu olağanüstü meteorolojik koşullar yüzünden atmosfer hareketlerinin doğurduğu optik yanılsamalar olduğu söyleniyordu bunların. Olağanüstü meteorolojik koşulların ise pek açıklaması yapılamıyordu. Yaygın bir inanış insanların doğanın dengesini bozduğu ve sonunda dünya ikliminin yeni bir dengeye oturacağı, yaygın bir diğer inanış ise tanrının insanları cezalandırdığı ve kıyamet gününün yakın olduğu idi. Dünyamızın uzaydan saldırıya uğradığına inanan kaçıklar bile türemişti.
Lütfi bütün bu kargaşalıklar sırasında oturup inatla romanını yazmaya devam etti. Nostura’yı bir daha bulamadı. Emlakçi Nusret, Nostura’nın ortalıktan yokolduğunu söylüyordu. Zaten bir süre sonra Nusret de tifüsten ölecekti.
Günlük gazetesi 5 Aralık 2017 Cuma günü dokunaklı bir mesajla yayın hayatına veda etti. İlan geliri sıfıra inmiş, tirajı artık iyice düşmüş, astronomik kağıt fiyatları sonunda gazeteyi çökertmişti. Lütfi böylece işsiz kaldı, gazeteden birikmiş maaşlarını ve kıdem tazminatını da alamadı. Artık tek ümidi bitirmek üzere olduğu romandı. Elini çabuk tutmakta yarar vardı, çünkü hem gırtlağına kadar borca batmış, hem de çeşitli ekonomik güçlükler içinde olan yayınevi mırın kırın etmeye başlamıştı.
Lütfi geceyi gündüze katarak çalıştı. Arasıra İstanbul’u yoklayan yer sarsıntıları, bütün bir gün süren yeşil çamur yağmuru, Büyük Suriye Federal Cumhuriyeti ile savaşa girdiğimiz haberi ve bütün bir gece boyunca İstanbul üzerinde uçuşan UFO’lar, onu masasından kaldıramadı bile. İnsanlar evlerine kapanmış, saat tam onikide mumları ve kandilleri söndürerek keyifsiz bir yeni yıla girerken, Lütfi Gariboğlu da romanının son satırlarını kağıda döküyordu.
