John D. McDonald’ın (kendisi yakın zamanda çok ilginç bir çağdaş polisiye akımına geçiş yapan bir bilim kurgu yazarıdır) yazdığı Wine of the Dreamers’da (Hayalcilerin Şarabı), “ Ve Dünya mitolojisinde… gökyüzünden geçen kocaman gemilerin, savaş arabalarının izleri var,” diye bir cümle görüyoruz. Harry Bates’in yazdığı Farewell to the Master (Ustaya Elveda) adlı öykü, The Day the Earth Stood Still (Dünyanın Durduğu Gün) başlığıyla sinemaya uyarlanmıştı (ancak konunun ana unsuru olan, uzay gemisinin kumandasında insan değil robot bulunması noktası atlanmıştı.) Bazı uyanık gözlemcilere göre film, Washington’da vızır vızır dolanan ufo sahneleriyle gösterine girmesinden kısa bir süre sonra, 1952’de Washington D.C.’de yaşanan UFO “heyecanında” rol oynamıştı. Günümüzün yutturmaca konuları ve sığ karakterlerle dolu casusluk türevi romanlarını, 30’lu, 40’lı yılların basma kalıp bilim kurgusundan ayırt edebilmek neredeyse olanaksızlaşmıştır.
Bilim ve kurgunun birbirine kaynaştırılması bazen ilginç sonuçlar ortaya çıkarıyor. Hayat mı sanattan esinleniyor yoksa tam tersi mi, ayırt etmek zor. Mesela Kurt Vonnegut Jr., Satürn’ün en büyük uydusundaki tamamen sert olmayan ortamı öne süren The Sirens of Titan (Titan’ın Sirenleri) adında örnek niteliğinde muhteşem bir roman yazdı. Birkaç sene önce aralarında benim de olduğum bazı gezegen bilimcileri, Titan’ın yoğun bir atmosferi ve beklenenden daha yüksek sıcaklıklarda olabileceğini gösteren kanıtlar gösterince birçok kimse bana Vonnegut’un bilimsel öngörüsünden bahsetti. Ama Vonnegut Cornell Üniversitesinde fizik eğitimi aldığı için astromideki son bulgulardan doğal olarak haberdardı. (Bilim kurgunun önde gelen yazarlarının çoğu bilim veya mühendislik eğitimi almıştır; örneğin Poul Anderson, Isaac Asimov, Arthur C. Clarke, Hal Clement ve Robert Heinlein.) 1944’de Titan’da metan atmosferi keşfediliyor, böylece Titan güneş sisteminde atmosferi olduğu belirlenen ilk uydu oluyordu. Birçok benzer vakadaki gibi burada sanat hayattan etkileniyordu.
Mesele şu ki, diğer gezegenler hakkında bildiklerimiz bilim kurgunun bunları temsilinden daha hızlı değişiyor. Dünya ile eş zamanlı dönen Merkür’de yumuşak bir alacakaranlık kuşağı, bataklık ve ormanlarla kaplı bir Venüs ve kanallarla işgal edilmiş bir Mars… Bunların hepsi klasik bilim kurgu temaları. Gelgelelim tamamı gezegen bilimcilerin geçmişteki yanlış anlamalarından kaynaklanıyor. Hatalı fikirlerin bilim kurgu hikâyelerine inançla uyarlanması, takip eden bir neslin yaşlıların hatalarını düzetmesini daha bir zorlaştırıyordu. Bununla beraber gezegenlerle ilgili bilgilerimiz değiştikçe yazılan bilim kurgu hikâyeleri de değişti. Günümüzde Venüs yüzeyinde deniz yosunu çiftliklerini konu edinen bir bilim kurgu hikâyesine nadiren rastlanıyor. (Yeri gelmişken, UFO ile temas inançlıları daha yavaş değişiyor ve hâlâ içinde, bir nevi Cennet Bahçesi sakinlerini andıran uzun beyaz örtülere bürünmüş güzel insanların bulunduğu Venüs’den gelen UFO hikâyeleri duyuyoruz. Venüs’deki 900 ºF sıcaklıklar böyle hikâyeleri kontrol etmek için bize iyi bir kıstas oluşturuyor.) Bunun gibi “uzay eğrisi” de (space warp), eski bir bilim kurgu terimi ama esasında bilim kurgudan çıkma değil. Kökeni Einstein’ın Genel İzafiyet Teorisine dayanıyor.
