Carl Sagan: bilimkurgu kişisel bir görüş


Aşağıdaki metin Carl Sagan‘ın 2011 yılında Say Yayınları tarafından Volkan Yazman çevirisi ile yayınlanan Broca’nın Beyni: Bilim Aşkı Üzerine Düşünceler kitabından alınmıştır.


Carl SaganBİLİM KURGU – KİŞİSEL BİR GÖRÜŞ
Carl Sagan

Fıldır fıldır döner şairin gözleri,
Kâh yeri, kâh göğü tarayarak;
Ve hayal gücüyle ortaya çıktığında
Bilinmedik nesneler,
Şairin kalemidir
bu hayallere bir isim, bir cisim veren.

William SHAKESPEARE
Bir Yaz Gecesi Rüyası, V. Perde, I. Bölüm

On yaşıma geldiğimde – problemin ne derece zor olduğundan tamamen bihaber – evrenin tamamen dolu olduğuna kanat getirmiştim. Daha o kadar çok yer vardı ki, üzerinde yaşam olan tek gezegen bizimkisi olamazdı. Ve yaşam formlarının zenginliğinden (ağaçlar arkadaşlarımın çoğundan epeyce farklı gözüküyordu) yola çıkarak başka bir yerdeki yaşamın çok acayip görünümlü olacağı sonucuna ulaştım. Bu yaşamın nasıl bir şey olabileceği konusunda kendimi ne kadar zorlasam da, sonuçta hep varolan bitki ve hayvanların karışımından meydana gelme dünyalı bir canavar yaratabiliyordum.

O sıralarda bir arkadaşım beni Edgar Rice Burroughs’un Mars romanlarıyla tanıştırdı. Daha önce Mars üzerine pek kafa yormamıştım, ama işte karşımda John Carter’ın maceralarında nefes kesici bir şekilde canlanmış dünya dışı bir yaşam duruyordu: eski çağların deniz dipleri, muazzam kanallı istasyonlar, bir kısmı egzotik bir sürü yaratık mesela sekiz bacaklı yük hayvanları thoatlar.

Bu romanları okumak müthiş heyecan vericiydi. Ama ilk başlarda. Sonra yavaş yavaş şüpheler başladı. Okuduğum ilk John Carter romanının konusundaki şaşırtmaca, kahramanın Mars yılının Dünya yılından daha uzun olduğunu unutması üzerine kurulmuştu. Ama bence eğer başka bir gezegene giderseniz ilk yapacağınız şeylerden biri günün ve yılın uzunluğunu kontrol etmekti. (Sırası gelmişken, Mars gününün hayret verici bir şekilde hemen hemen Dünya günü kadar uzun olmasına dair Carter’ın herhangi bir yorum yapmadığını hatırlıyorum. Sanki ait olduğu gezegenin bildik özelliklerini başka bir yerde bulmayı ummuştu.) Sonra yer yer yapılan bazı söylemler önceleri şaşırtıcı gelse de daha sonra düzgün mantıkla düşününce hayal kırıklığına yol açmıştı. Mesela Burroughs pervasızca, Mars’da Dünya’dan iki tane daha fazla ana renk bulunduğunu söylüyordu. Gözlerimi sıkıca yumarak uzun dakikalar boyunca tepeden tırnağa konsantre olup bu yeni ana renkleri görmeye çalışmıştım. Ama gördüğüm hep bulanık kahverengi ya da koyu mor rengi bir şeydi. Bırakın iki taneyi, Mars’da nasıl oluyordu da başka bir tane daha ana renk olabiliyordu? Ana renk neydi? Bu renk fizikle mi yoksa fizyoloji ile mi ilgiliydi? Sonunda Burroughs’un ne dediğini bilmediğine karar vermiştim, ama doğrusu okuyucularını düşünmeye ittiği mutlaktı. Ve düşünmeyi gerektirmeyen bölümlerde de yeterince kötü düşman ve tahrik edici kahramanlıklar vardı – hem de on yaşında bir şehir çocuğunun bir Brooklyn yazında ilgisini çekebileceğinden çok daha fazlası.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s