Carl Sagan: bilimkurgu kişisel bir görüş

Birkaç nadir bilim kurgu romanı, insan hassasiyetini standart bilim kurgu temasıyla olağanüstü iyi derecede kaynaştırmayı başarmış. Mesela Algis Budrys’nin Rogue Moon’u (Hilekâr Ay) ve Ray Bradbury ile Theodere Sturgeon’ın bir çok çalışması, özellikle Sturgeon’ın To here and the Easel’ında (Burada ve Şövale) şizofreninin içerden ele alınışının nefes kesici bir tasvirinin yanısıra, Aristoso’nun Orlanda Furioso’suna da provakatif bir giriş yapılmış.

Astronom Robert S. Richardson, kozmik ışınların sürekli-yaratıcı kökeniyle ilgili usta bir bilim kurgu hikâyesi yazmıştı. İsaac Asimov’un Breathes There a Man (Orada Bir İnsan Soluyor) adlı hikâyesi, kuramsal bilimin en tepesindeki bazı bilimcilerin yaşadığı duygusal strese ve yalnızlık hissine çok çarpıcı bir perspektif getiriyor. Arthur C. Clarke, The Nine Billion Names of God (Tanrının Dokuz Milyar İsmi) adlı hikâyesinde batılı birçok okuyucuyu doğu dinlerindeki gizemli bir varsayımla tanıştırıyor.

Bilim kurgunun en büyük yararlarından birisi, okuyucuya bilmediği veya anlayamadığı kavramlar hakkındaki bilgileri parça parça ipuçları, kelimeler kalıplar halinde iletilebilmesidir. Heinlein’ın And He Built’a Crooked House (Ve Çarpık Bir Ev Yaptı) adlı hikâyesi, belki birçok okuyucunun dört-boyutlu geometriyle anlayabilecekleri bir şekilde ilk karşılaşmasını ifade ediyordu. Bir başka bilim kurgu hikâyesi aslında Einstein’ın birleşik alan teorisiyle ilgili son çabasının matematiksel işleyişi hakkında; bir diğeri ise nüfus genetiğindeki önemli bir denklemi ele alıyor. Asimov’ın robotları “positronik”ti çünkü positron yeni keşfedilmişti. Asimov robotların positronla nasıl çalıştığını hiç açıklamadı ama okuyucuları artık positronu duymuş oldular. Jack Williamson’ın rhodo-manyetik robotları, periyodik listedeki demir nikel ve kobalttan sonra gelen grup VIII metallerinden rutenyum, rodyum ve palladyum ile çalışıyordu. Ferromanyetizme bir benzerlik öne sürülüyordu. Bugün bilim kurgunun yarattığı garip veya sevimli robotlar herhalde basit parçacık fiziğinin heyecanlı dünyasına bir iki kısa sözcükle giriş sağlayacaklar. L. Sprague de Camp’ın Lest Darkness Fall’ı (Karanlık Çökmesin Diye) gotik istila dönemindeki Roma’yı tanımak için mükemmel bir giriş ve Asimov’un Foundation (Vakıf) serisi, kitapta bahsedilmemesine rağmen okuyucuya eski Roma imparatorluğunun bazı dinamiklerinin çok faydalı bir özetini sunuyor. Zamanda yolculuk hikâyeleri, mesela Heinlein’ın üç kayda değer çalışması, All You Zombies (Siz Zombiler), By His Bootstraps (Kendi Kendine) ve The Door Into Summer (Yaza Açılan Kapı), okuyucuyu nedenselliğin doğasını ve zaman okunu düşünmeye itiyor. Musluktan akan su banyo küvetini doldururken veya kışın ilk karıyla kaplanmış ağaçlar arasında bir gezinti yaparken üzerinde düşünebileceğiniz kitaplar bunlar.

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.