İnanıyorum ki on yaşındayken hissettiğim merak ve bilgi açlığı hâlâ aynen içimde duruyor. Ama o zamandan bu zamana dünyanın gerçekte nasıl işlediğine dair birkaç şey öğrendim. Bilim kurgunun beni bilime ulaştırdığını görebiliyorum. Benim için bilim, çoğu bilim kurgudan daha gizemli, daha derin ve çok daha hayranlık uyandırıcı. Son yirmi otuz senenin bilimsel buluşlarını, Mars’ın çok eski kurumuş nehir yataklarıyla dolu olduğunu, şempanzelerin yüzlerce kelime içeren bir dili ve soyut kavramları anladıklarını, yeni gramatik kullanımlar düzenleyebildiklerini, dünyadaki her şeyin içinden geçebilen maddecikler olduğunu, Cygnus takımyıldızında ikiz bir yıldız olduğunu ve bunlardan birini meydana getiren maddenin çekim ivmesinin olağanüstü yüksek olmasından dolayı ışığın bile ondan kaçamadığını, içinde belki radyasyon kasırgaları koparken dışardan bunun hiç görülemediğini bir düşünün… Bilim kurgunun işlediği standart fikirlerin çoğu, bütün bunlarla kıyaslandığında bence sönük kalıyor. Bunların nispeten yokluğu ve bilim kurguda sık sık rastlanan bilimsel düşünenin çarpıtılması bana göre fırsatların yok yere heba edilmesi demek. Oysa gerçek bilim de, heyecanlı ve ilginç kurguyla düzmece bilim kadar kaynaşabilir; hem bilim üzerine inşa edilmiş hem de bilimin anlaşılması için hiçbir şey yapmayan bir uygarlıkta bilimsel fikirleri yaygınlaşması için her fırsattan faydalanılmalıdır.
Bununla beraber kurgu bilimin en iyileri gerçekten de iyi. Öyle sıkı dokunmuş, yabancı bir toplumun detaylarını öylesine zengince işleyen hikâyeler var ki, daha eleştiriye fırsat bulamadan içinde kaybolup gidiyorum. Robert Heinlein, The Door into Summer (Yaza Açılan Kapı); Alfred Bester, The Stars My Destination (Hedefim Yıldızlar) ve The Demolished Man (Yıkıma Giden Adam); Jack Finney, Time and Again (Tekrar Tekrar); Frank Herbert, Dune ve Walter M. Miller, A Cantickle for Leibowitz’i (Leibowitz İçin Bir İlahi) bunlara dahil edebiliriz.
Bu kitaplardaki fikirleri zihninizde tekrar tekrar evirip çevirebilirsiniz. Heinlein’ın ev robotlarının olabilirliği ve sosyal faydaları üzerine geliştirdiği fikirler seneler geçmesine rağmen hâlâ geçerli. Dune’deki gibi farazi dünya dışı ekolojilerin dünya ekolojisine bakış açıları bence önemli bir toplumsal fayda sağlıyor. Harry Hasse, He Who Shrank’da (Küçülen Adam) hayret uyandırıcı bir kozmik spekülasyon öne sürüyor. Günümüzde ciddi bir şekilde yeniden ele alınan bu fikir geriye doğru sonsuz evrenleri ele alıyor – burada her bir elementer partikül bir basamak altımızdaki bir evren ve bizler de bizden bir sonraki evrenin elementer partikülleriyiz.
