Carl Sagan: bilimkurgu kişisel bir görüş

Yine böyle rahatsız edici bir duyguya seneler önce Verne’in bir ay seyahati tasvirini okurken kapılmıştım. Burada Verne, ağırlıksızlığın sadece Dünya ve Ay’ın çekimsel kuvvetlerinin iptal olduğu bir noktada meydana geldiğini yazıyordu. Wells’in buluşu anti-yerçekimi minerali cavorite için de aynı şey söz konusuydu: Niçin yeryüzünde bir cavorite damarı olacaktı ki? Çoktan yeryüzünden kopup uzaya fırlamış olması gerekmez miydi? Douglas Trumbull’ın teknik açıdan usta işi filmi Sessiz Koşu’da (Silent Running), uzayda kurulmuş dev ekolojik sistemdeki ağaçlar ölmektedir. Haftalarca süren hummalı bir çalışma ve botanik kitaplarının satır satır taranmasından sonra çözüm bulunur: Meğer bitkilerin güneş ışığına ihtiyacı varmış. Trumbull’ın karakterleri yıldız şehirleri inşa edebilirken ters kare kanununu (inverse square law) unutmuştur. Doğrusu Satürn’ün halkalarının pastel renkli gazlar gibi tasvir edilmesine bile göz yummaya razıydım, ama buna değil.

Aynı rahatsız edici durum Uzay Yolu için de geçerli. Gerçi biliyorum, bir sürü insanın izlediği bir dizi bu ve ince düşünceli bazı arkadaşlarım bana detaylara takılmadan eğlendirici yönüne bakarak izlememi söylüyorlar. Ama ta uzak bir gezegene giderek, buradaki insanların – kendilerine Yanglar ve Comlar veya buna benzer bir isim takmış – iki nükleer süper güç arasında bölündüğünü gören dünyalı astronotları görünce beynimdeki inanma devresi kopuveriyor. Yüzlerce yıl ilerdeki bir küresel insan topluluğunda gemi subayları komik bir şekilde hep Anglo-Amerikan. On iki veya on beş uzay gemisinden sadece ikisine İngilizce olmayan Kongo ve Potemkin isimleri verilmiş. Ve bir dünyalı ile “Vulcan”dan olma başarılı bir melez fikri moleküler biyoloji bilgimizi düpedüz silip geçiyor. Başka bir yazımda da belirttiğim gibi böyle bir şeyin olma şansı ancak insanla petunyanın çiftleşmesi kadar başarılı olabilir. Harlan Ellison’un anlattığına göre Mr. Spock’ın sivri kulakları ve daimi kalkık kaşları gibi hafif biyolojik yenilikler bile yayın yönetmenleri tarafından aşırı cüretkâr bulunmuş; insanlar ve Volkan’lar arasında böylesi aşırı farklılıkların seyircinin kafasını karıştıracağını düşünmüşler ve Volkansı bütün fiziksel farklılıkları silmeye karar vermişler. Bildiğimiz yaratıkların hafifçe değiştirilip – on metre boyunda örümcekler gibi – Dünya’daki şehirleri altüst ettiği filmler de bir başka alem; böcekler ve eklembacaklılar difüzyon yoluyla solunum yaptıkları için daha ilk şehri yıkmaya bile kalmadan boğulup ölürlerdi.

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.